Aşk-ı Ilahî, Aşk-i Mecazî

                  Her ne var ise alemde aşk üzere kurulmuştur. Alem üç harf beş nokta uzeredir diyor Mevlana Hazretleri…. Ayn, şin, kaf tır bu alemin temeli …Harflere ait beş nokta ise tamamlar bütün alem-i deryayi tek tek… Gezegenler aynı istikamette aşk ile doner, semazenler, her bir tohum, kabeyi dahi hacılar aşk ile ayni istikamet üzere döner. Hayatın en hakiki kanunu aşktır.

                   Allah Teala bizleri sevgi ile var etmiştir. Varlığımızın temeli muhabbet ile düğümlenmiştir. Her birimizin dünyaya gelişimiz aşk iledir. Her birimizin yaratılışı O’nun katında özeldir. Parmak izlerimizin farkli olmasi misali her kul özel latifelerle donatılarak  “Allah adıni ansın, o aşkı tatsin, O’nun için yansın” diye dünyaya gönderilir.

                    Aşktir temeli bu hayat-ı dünyanın….

                    Bizi aşk ile Vareden kulu olarak doğar her bir can kabul etse de etmese de. Sevgi ile yoğurulmuştur topraktan ve O’nun sevgisine nisbetle deryada katre olacak bir sevgiye merhamete emanet edilir ilk olarak. Bundan sonrasında kula düşen  Aşk ile Yaratan’ın aşkı için yaşamak, O’nun rizasini kaybettirecek, O’nunla aramiza girip bizi O’ndan gayrısına sürükleyecek her şeyden uzak durmak öz olarak. 

image

 

“Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni. 
Her dem düşünmek, her dem hayal etmek seni


Ne güzel! Visâlinle gülmek, firâkinle ağlamak. 
Yanmaktan usanmamak, yanarken susamak seni”

Budur sevginin, aşkın tek ve hakiki yüzü. Mevlana gibi yanmak, O’na kavuşmayı bir şeb-i aruz saymak, Yunus gibi dize dize O’nunla kanmak…

Bizi O’na götürecek yollara revan olmalıyız. O’ndan başkasını dost bilmemeli, O’ndan gayrısına yüz sürmemeliyiz.

                                                      

                                  Sen çık ki aradan, Kalsın seni Yaradan

           Allah ile dolsun, Adı için atsın diye bizlere armağan edilen kalp nimetini ne kadar malayani ile, dünyalıklarla dolduruyoruz değil mi? Putlarını hatırlayınca pişmanlıkla karışık o zamanki haline gülen cahiliye devrindeki Hz Ömer’in putlarından bizim hayatımızda da olabilir mi? Hiç düşündük mü? İnşallah başka bir yazımızda “putlaştırdıklarımıza” özel olarak ayrı bir yazı halinde değinmek istiyorum lakin yeri gelmişken burada da bahsetmeden geçmemeliyim. Bazen evlat sevgisi, bazen mecazi bir aşk, bazen para, bazen makam, bazen mal mülk, bazen insanın egosunu yani kendisini her şeyden çok sevmesi doldurabiliyor kalplerdeki en has odayı. Gardroplarımızda sıra sıra duran son moda kıyafetler ,daha da çok alma, tüketme sevgisi insanın ilahi aleme açılan bütün pencerelerini perdeleyebiliyor. Temizlenmemiş günahlar, muhasebesi yapılamayan aylar, seneler bir bir söndürüyor latifeleri. Zamanla lezzet alınmayan, kazaya bırakılan ibadetler, Allah’ı anmadan, bir salavat dahi çekmeden geçip giden takvim yaprakları ile bitip yitiyor ömürler. Biz aradan çıkmadan, ‘ ene’ (benlik/ego) bir kenara atılmadan, Allah’ı anmaktan bizleri alıkoyan, aşk-ı ilâhinin yerini alan sevdalara sınır çekilmeden Allah sevgisini tatmak, Allah Teala’nın bizleri nasıl sevgisiyle varettiğini ve O’ nu sevmenin, yalnız ve ancak O’na ibadet etmenin ne büyük bir hakikat ve lezzet olduğunu bilmek ve anlayabilmek mümkün değildir.

                                     Aşk-ı Yakin Sırrına Ermek 

                Aşk sözlükte; muhabbet, aşırı sevgi, sevginin son mertebesi, sevginin insanı tam olarak hükmü altına alması, varlığın aslı ve yaratılış sebebi gibi anlamlara gelmektedir. Hakiki aşk Allah aşkıdır. Cenab-ı Hak bir kudsi hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi arzu ettim, âlemi yarattım” buyurmaktadır ki İlâhi aşkın kaynağı budur. Çünkü Allah”ı bilmek, tanımak ancak aşk ile olur.” Allah’ı gerçekten seven kişi O”nun yarattıklarını da aynı şekilde sever. Yaratandan ötürü yaratılanı sever. Bu aşk nakışa değil Nakkaş’a duyulan aşktır. Herkesi, her şeyi sevmektir, O’nun esmasına muhattab diye sevmektir. Müsebbibu’l- Esbab’ın esmaul hüsnasına aynadarlık yapıyor diye sevmektir.” Yarattığı her varlıkta nakış nakış O’ nü görebilmektir. Yaratilani Yaratanından ötürü seven lütfunda hoş kahrında hoş diyebilendir. Katlanmayı bilenlerdir.

image
        Mecazi aşk ise Allah’in Vedud isminin insanda birer tecellisidir. Yarattıklarına yarattıklarını sevdirmek için bahşettiği çok güzel bir hediyedir. Sevdiklerimizin varlığı, sevmek bizi değerli kılar, hayatı anlamlandırır. İnsanın evladına, anne babasına, kardeşine, dostuna, güzel olan her şeye ve eşine duyduğu sevdasıdır. Helal dairede olmak kaydıyla karşı cinste Allah’in lutfettiği sevgi ve aşk dünya hayatının sekinesi, huzur ve mutluluk kaynağıdır. Helal daire geniştir keyfe kafidir elbette. Helal daireden sapmadan diğer yarılarını bulanlar, diğer yarıları vesilesiyle Cenab-ı Hakk’a daha da yakinlaşırlar. Âdem’e Havva’yı, Havva’ya da Adem’i sevdiren Zât, bu sevdaya çok önemli bir de imtihan gizlemiştir. Gözlerini haramdan sakınanlar için müjdelediği cennetine karşılık, tercihlerini haram olandan yana kullananlar, sevdalarını haram yollarla bulmaya çalışanlar için de cehennemin çetin azabını haber vermiştir.

image

 

Aşkını gizleyip iffetini muhafaza ederek ölen şehittir buyuruyor Efendimiz sav bir hadis-i şeriflerinde. Kalbinde gizlediği, günaha girme endişesi ile karşısındakine duyurmadığı aşkı ile vefat eden bir sahabe efendimizin nasıl cennetlik olduğunu Efendimiz sav ne de güzel beyan etmiş. Ayrıca insan evleneceği eşinin nasıl bir kişi olmasını istiyorsa kendisi de o hal üzere kararlılıkla devam etmeli. İffetini koruyan kişinin dengi iffetli birisidir. Heva ve hevesi doğrultusunda yaşayıp haram helal tanımadan dilediğince hareket eden birisinin de karşısına çıkacak ve hayatını birleştireceği eşi aynı hal üzere olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus açıkça beyan edilmiştir. Imam Gazali hazretleri de ‘Iffetli kişilerin eşleri iffetli kişilerdir’diyerek bu hususa dikkat çekmişlerdir. İffeti muhafaza etmek zordur elbette. Bir bakış dahi insandaki iffet nimetini yerle bir edebilir. El ele tutuşmak ve flört etmek dinimizce kesinlikle caiz görülmemiştir. Haramlar açık olduğu gibi harama götüren yollar da insana haram kılınmıştır. Maalesef günümüzde gerek televizyonun gerekse internetin ve arkadaş ortamının etkisiyle bilhassa genç nesil arasında sevgilisi, flört ettiği bir kız/erkek arkadaşı olmayanlar arkadaşları tarafından rencide edici sözlere maruz kalmaktalar. İnsanın evlilik veya evliliğe adım atmış yani nişan ve söz gibi resmiyete dökülmüş ilişkilerin haricinde tutacağımız ilişkileri mübah gösterilmeye çalışılmakta aksine bir sevgilisi olmayanlar beceriksizlikle ya da çirkinlikle suçlanıp dışlanmaktalar. İslamiyetin bireyleri, özellikle de bayanları koruma noktasında kadın erkek ilişkilerinde yalnızca evlilik müessesini kabul etmesinin altında yatan hikmetleri bilemeyenler geçici dünya hevesleri uğruna hem bu dünyalarını hem de kalıcı yurdumuz olan ebedi hayatlarını mahvedebiliyorlar. Ne acı ki aşk dahi tüketilecek bir meta haline gelmiş bulunmakta. Şeytan elbette kıyamete kadar verdiği sözü tutacak ve cehenneme beraberinde götüreceklerine yenilerini ekleyecektir. Oynadığı oyunlar ve kurduğu tuzaklar zannettiğimizden çok daha büyük. Tertemiz dimağlara ektiği haram tohumları yeşerdikçe şeytan en büyük zaferleri kazanma sevinci içerisinde. Iste bu yüzden büyüklerimiz iffet konusunun uzerinde çokça durmuşlar ve illa edeb, illa iffet! diyerek iffetin ne denli önemli bir mevzu olduğuna dikkatlerimizi çekmişler.

 

                                           İffet ya Hû!
Sözlükte “haramdan uzak durmak, helâl ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak” anlamına gelen iffet, ahlâkî bir terim olarak, kişiyi bedenî ve maddî hazlara aşırı düşkünlükten koruyan erdem demektir. Kur’ân’da iffet kelimesi geçmez. Ancak aynı kökten gelen isim ve fiiller yer almakta ve iffetli davrananlar övülmektedir.Olgun mü’min sayılabilmek için sadece îmân edip dinin bazı şeklî kurallarını yerine getirmek yeterli değildir. İnsanın hayâ, edep, iffet, zühd ve kanaat gibi ahlâkî erdemlerle donanması ve dinin günah saydığı, akl-ı selîmin de ayıp ve kötü kabul ettiği tutum ve davranışlardan uzak durması gerekir. Hz. Peygamber’in “Her kim ağzına ve cinsel arzularına hâkim olacağı konusunda bana söz verirse ben de onun cennete girmesine kefil olurum” hadisi iffetli kimseye ne de güzel bir müjde vermekte.
              İffet öncelikle peygamber ahlakıdır, Yusufca bir tavırdır. İffet, müslümanın şahsiyeti, alamet-i farikasıdır, kimliğidir. Hazreti Yusuf tüm insanlığa ibret olması adına iffet konusunda bir imtihan verdi. İffetin muhafazasının ne kadar mühim olduğunu, Rabbin bu durumdan ne kadar memnun kaldığını gösterdi. Rabbi de onun iradesinin hakkını vermesini karşılıksız bırakmadı ve “burhan”la imdadına yetişti. Kim bilir daha nice iffet abideleri bu tarz imtihanları başarı ile vermişlerdir.’ Meselâ, tarih bir büyük zattan daha bahseder. Adı, Süleyman b. Yesar. O da, Hazreti Yusuf gibi imtihan olur. Kaynaklar bu imtihanı şöyle haber verirler. Süleyman bin Yesâr, sîmâca çok yakışıklı birisi idi. Bu sebeple de sürekli imtihana maruz kalıyordu. Bir gün bir arkadaşıyla “Ebva” denen yerde konaklamışlardı. Arkadaşı yakındaki alışveriş yerinden bir şeyler almak üzere çadırdan ayrıldığı sırada Süleyman’ı geriden gözetleyen bir bedevi kadın hemen çadırın kapısına gelerek: “Buraya kadar gelir misin? diye seslendi. Süleyman, serili sofradan yiyecek isteyeceğini düşünerek bazı şeyleri alıp da kadına doğru yürürken kadın asıl niyetinin ne olduğunu açıkladı. Süleyman, bir imtihana tabi tutulduğunu düşünerek bağırmaya başladı: “Defol buradan şeytanın elçisi. Şimdi arkadaşım gelir, ikimiz de rezil oluruz! Kadın, beklemediği bu karşılıktan ürkerek çadırına dönerken Süleyman da içeriye girip ağlamaya başladı. Bu sırada çarşıdan aldığı şeylerle gelen arkadaşı Süleyman’dan yaşadığı durumu dinleyince o da ağlamaya başladı. Süleyman şaşırmıştı. “Sen niçin ağlıyorsun? diye sordu. Aldığı cevap şöyle oldu: “Kardeşim, sen gerçekten de bir iffet abidesiymişsin. İyi ki ben muhatap olmadım böyle bir imtihana. Muhtemeldir ki kaybedebilirdim. Allah sana senin güzelliğin kadar iman kuvveti de lütfeylemiş.” Süleyman oradan kalkıp Medine’ye varır, o gece rüyasında Yusuf aleyhisselamı görür. Karşıdan kucağını açarak gelen Hazreti Yusuf ona şöyle hitap eder: “Gel seni kucaklayayım iffet abidesi kardeşim. Güzelliğin de kendine göre imtihanı vardır. Sen de benim gibi bu konuda imtihanlara tabi tutuldun, ama kazandın. Tebrik ederim seni…” İffetin günümüzde de temsilcileri var hamd olsun. Gözü yerden kalkmayan, kız erkek ilişkilerinde helal daireden şaşmayan kardeşlerimiz bir müminde bulunması gereken hasletlerden olan iffeti en güzel şekilde temsil ediyorlar.

image

                             Hepimize Aşk-ı ilahi ile dolu dolu, yaratılışın sırrına vakıf olmuş yürekler temenni ediyorum. Rabb’imiz yolundan ayırmasın ve iffet süsü ile her birimizi süslesin inşallah.
Sevgi ve muhabbetlerimle…

image

Tavsiye kitap: İffet ya Hu! / Ali Demirel

Yararlanılan kaynak: Ali Ünsal.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here