image

“Bir yolculuk esnasında Enceşe develerin önünde daha hızlı gitmeleri için şarkı söyleyip tempo tutmakta, şarkının ve temponun dozu da git gide yükselmektedir. Bu kutlu kervanda Efendimiz SAV de yer almaktadır. Develerin sürati arttıkça Efendimiz SAV develerin üzerinde bayanlar için endişe duyar ve arkadaşı Enceşe’ye seslenir: “Ey Enceşe dikkat et de billurlar kırılmasın.” Hanımların naifliğini kırılganlığını belirtmede ne güzel bir benzetme değil mi. Billur gibi naif ve kırılgan, ancak şefkat söz konusu olduğunda billur gibi göz kamaştıran…

Bu ayki yazımızın konusu yürekleri billurdan, gayretleri ve azimleri sonsuz,  şefkat abideleri kadınların kahramanlıklarına kahramanlık katanları: Çalışan Anneler ve eğitmekle yükümlü oldukları çocukları. Bazılarının vicdan yarası, bazılarının görmezden geldiği problemi, bazılarının çözümsüzlüğü, bazılarına göre ise çözümü bulunmuş bir denklem bu mesele. Gayemiz çalışan ve toplumun aynası olan kadınlara ayna olabilmek. İnşallah hep birlikte güzel dinimizin bakış açısı ile günümüzün çalışan annelerini ve emanetleri çocuklarını ele alalım.

Kadının En Önemli Vazifesi Anneliktir.

Bir kadın bazen eş, bazen evlat, bazen arkadaş ama en çok da anne… Bir kadının gelebileceği en yüce, en kutsal makamdır annelik.  “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyuruyor Efendimiz SAV. Şefkat abidesi kadına bir kez daha en üstün payeyi sunuyorlar bu güzel hadis-i şerifleri ile.

 Kadın Çalışabilir Mi?

Güzel dinimiz değerini tüm insanlığa öğrettiği kadına en önemli vazife olarak annelik ve eş olma sorumluluğunu vermiş, ancak kadının bu vazifelerine ek olarak almak istediği vazifelere engel olmamıştır. Dinimiz kadının çalışmasını, evinin haricinde de Allah rızası eksenli koşuşturmasını yasaklamamıştır. Efendimiz SAV’in yaşadığı dönemde çalışan ve para kazanıp Allah yolunda tasadduk eden hanımlara dair rivayetler mevcut.  Peygamber Efendimiz döneminde kadınlar çeşitli işlerde çalışıyorlardı. Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz.Hatice’nin de ticaretle uğraştığını biliyoruz.

Hz.Zeyneb bizzat kendisi çalışıp para kazanıyor ve kazancından sadaka veriyordu. Hz.Aişe, onunla ilgili olarak şöyle demiştir:

“İçimizde en cömert olan Zeyneb’dir. Çünkü o, çalışır, kazancından da sadaka verirdi.” (Müslim)

 

  Kadının Çalışmasına Herhangi bir Engel Yoktur.  

Kadın çalışma ortamına dikkat etmek şartıyla çalışabilir, ailesinin geçimine katkı sağlayabilir. Gönüllü olarak derneklerde faaliyet gösterebilir, topluma katkıda bulunabilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli konu kadının temel vazifelerini ihmal etmemesidir. Kadının kimliğinde anne ve eş olmak var ise bu kimlik her zaman mesleki kimliğinden bir adım önde olmalıdır. Dinimizin kadına verdiği en önemli vazife olan annelik her zaman diğer vazifelerin üstünde tutulmalıdır. Bu bilinç doğrultusunda hareket edildiği takdirde, çocuğun dini eğitimini aksatmamak, annesiz büyüyen nesiller yetiştirmemek kaydıyla müslüman  bayan, kendisine uygun olan her ortamda çalışabilir.

       Çocukların da anne baba üzerinde hakları vardır.

“Anne babanız yanınızda yaşlandığında öf bile demeyin”.  Kuran-ı Kerim çocukların anne ve babalarına davranmalarındaki ölçüyü bu güzel ayeti kerime ile beyan buyurmuşlardır. Anne babanın hakları olduğu gibi dinimiz çocuklara da anne baba üzerinde bazı haklar tanımıştır.Çocukların sahip oldukları bu haklar mümin bir ebeveynin uygulaması gereken Kurani ve Nebevi emirlerdir. Bu haklar şu şekilde sıralanabilir:

  • Çocuğun bir lütuf olarak görülmesi
  • Namazın Öğretilmesi
  • Hayat Hakkı
  • Zanaat
  • Güzel İsim Verilmesi
  • Yazı
  • Süt Emme
  • Yüzme
  • Terbiye
  • Sünnet Olma
  • Velayet
  • Aile içinde Bakılma
  • Helal Rızık
  •  Evlendirilme

Bu haklardan süt emme ve terbiye hakları konumuzla ilgili olduğundan ayrıca ele alalım.

 

    Emzirme ve Terbiye

“Anneler, çocuklarını iki tam yıl emzirsinler. Bu, emzirmeyi mükemmel şekliyle uygulamak isteyenler içindir. Annelerin, münasip şekilde yiyeceğini giyeceğini sağlamak, babanın görevidir. Hiçbir kimse takatinin dışında bir görevle yükümlü tutulmaz. Çocuk yüzünden ne annesi, ne de babası zarar görmemelidir. Babanın varisine de aynı vazife yaptırılır. Fakat anne baba aralarında görüşüp anlaşmaya vararak, iki yıldan önce, çocuklarını sütten kesmek isterlerse, kendilerine bir vebal yoktur. Şayet çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz, kendilerine vereceğiniz ücreti münasip tarzda ödemek şartı ile, bunda da size vebal yoktur. Bununla beraber Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah yaptığınız her şeyi görmektedir.” (Bakara, 2/233)

Kur’an-ı Kerim’de çocukların gelişimi açısından önemli rol oynayan süt devresine iki ayrı ayette değinilir ve annelerin yavrularını iki yıl emzirmeleri tavsiye edilir. Dinimiz önceliği öz anne sütüne veriyor. Efendimiz “ Bebek için anne sütünden daha hayırlı bir süt yoktur” buyurmakta. Ancak kadın emzirmek istemezse ya da emziremezse o halde bir sütannebulunabilir.

0-2 yaş arası bebeğe sahip çalışan annelerin en önemli handikaplarından bir tanesi emzirme meselesi. Çocuk emzirme hakkından yoksun bırakılmamalı. Eğer işten bir süreliğine izin almak mümkünse bu devre çocukla birlikte evde geçirilebilir. Çalışmak zorunda olunduğunda genelde süt uygun koşullarda saklanıp annenin yokluğunda bebeğe bakıcısı tarafından içirilmekte. Lakin bazı âlimler bu meseleye çözüm olarak sütanneliği örnek veriyorlar. Efendimiz SAV’in oğlu İbrahim’in de sütannesi olmasından hareketle çalışan annelerin bakıcı veya kreş yerine bebeklerini çalışma saatleri içerisinde imanlı, inançlı bir sütanneye emanet etmelerini bazıalimler fikir olarak sunuyorlar.

Çocuğun terbiyesi şefkaten anneye verilmiştir.Dinimiz çocuğun dini eğitiminden anneyi ve babayı en çok da anneyi mesul tutmuştur.  Eskiden kültürümüzde geniş aile kavramı vardı ve çocuklar nine ve dedeleri ile büyür gerekli dini eğitimi de çoğunlukla onlardan alırlardı. Ailelerin çekirdek aileye dönüşmesi ile birlikte bu mesuliyet en çok anneye düşmektedir. Dinin ilk öğretmeni annelerdir. Geçen ayki yazımızda verdiğimiz bir istatistikte çocukların dini bilgileri en çok annelerinden sonra sırasıyla baba, öğretmen veçevreden edindiğini ele almıştık. Hal böyle olunca çocuğun haklarından olan bu mevzu çalışan anneler için ikinci bir handikap olmakta.  Eve yorgun argın gelip ev hanımı kimliğine bürünen ve çocuğuyla yeterince ilgilenememenin, iyi bir ev hanımı olamamanın verdiği vicdan azabıyla bir yandan ev işlerini yetiştirmeye çalışan diğer taraftan yemek ve çamaşır yıkama arasında mekik dokuyan hiçbir şeyi yetiştiremeyip çocukları ile bir iki kelime dışında bir şey konuşmaya fırsat bulamadan dizi izlerken koltukta uyuya kalan kadın profilleri en kötü örnekler. Çocuk sahibi olup çalışma hayatının içerisinde yer alan ve Efendimiz SAV in de tavsiyelerinden olan  kaliteli zaman tanzimini yapamayan kadınlar eşya ve çocuk arasında yitip gidiyor.

    Ev işleri-çocukları-işi arasında denge kuramayan kadın bunun nasıl üstesinden gelmeli?

Çocuk da kariyer de yaparım diyen kadınlar için çözüm uzmanların da ifade ettiği gibi zamanı taksim etmekle ve evlatlarla kaliteli zaman geçirmekle mümkün. Dinimiz zaman taksimini bizlere her alanda tavsiye etmiş. Namazın dahi gün içinde beş ayrı vakte bölünmesinde böyle bir esrar da gizli. Uzmanlar çocuklarla ve aile bireyleriyle çoktan ziyade kaliteli zaman geçirilmesinin ehemmiyeti üzerinde duruyorlar. Sorumluluklarının bilincinde ve her iki alana da nitelikli zaman ayıran kadınlar her iki alanda da başarıyı yakalayabilirler. Öncelikle çocuğun dini eğitim veren bir kreş ya da dindar bir bakıcıya verilmesi ailenin din eğitimi noktasında yükünü bir nebze de olsa hafifletir lakin anneden öğrenilen dini bilgi kadar kalıcı bir bilgi yoktur. O yüzden çocukların dini eğitimine ayrılan özel bir zaman olmalı. Akşamları kitap okuma saatleri belirlenebilir, beraber öğretici filmler veya programlar izlenebilir. Akşam yemekleri beraber yenilip yemek duası çocuklara yaptırılabilir. Aileye ayrılan zamanlar hem eğitici hem de dini oyunlar ile hikâyelerle değerlendirilebilir ve öğrenmesi gereken bilgiler eğlenceli hale dönüştürülerek aktarılabilir.  Yatarken okunacak masallar özel seçilebilir. Yazar Mehmet Paksu’nun hayatında uyguladığı 5S formülü aile çok güzel bir örnek. “Sofra, sayfa, seccade, seyahat, sevgi birliği”olarak açılımı yapılan formülü ile Mehmet Paksu aile huzurunu sağlamada güzel bir örnek teşkil ediyor. Aile bireylerinin buluştuğu, minik hasbihallerin de eşlik ettiği “Sofra” birliği ile aile içi iletişim ve beraberlik güçlendiriliyor.  ‘Sayfa’ birliği ile aynı odada olmak kaydıyla kitap okuma saatleri ile hem fikir paylaşımı hem de birlikte vakit geçirmek mümkün oluyor. Dini yaşamda oluşacak ayrılıkların aileyi böleceğine dikkat çeken Mehmet Paksu ‘Seccade’ birliğinin yani ailece cemaatle kılınacak namazların önemli olduğunu vurguluyor. ‘Seyahat’ birliği ise özellikle tatillerin birlikte değerlendirme, aile ile kaliteli zaman geçirme adına çok değerli bir tavsiye. Böylece aile hem sosyalleşiyor hem de beraber olmanın güzelliğini tadıyor. Yazara göre ilk dört S gerçekleştiği takdirde Sevgi birliği de kendiliğinden sağlanmış oluyor. Çalışan anne ve babalara altın mahiyetinde olan bu güzel tavsiyeler yerine getirildiğinde çocuğun dini ve ahlaki gelişimi noktasında ebeveynler çok güzel mesafeler kat edeceklerdir Allah’ın izniyle.

En güzel Örnek Efendimiz SAV

Çalışan annelere en güzel çözümün zaman taksimi olduğu ve ancak bu şekilde evlatlarına özel zaman ayırarak dini, ahlaki eğitimleri ile ilgilenebilecekleri üzerinde durmuştuk.  Bizlere en güzel örnek olan tebliğ gibi en ağır vazifeye sahip olmasına rağmen Efendimiz huzur dolu yuvası ve yetiştirdiği kıymetli evlatları ile bu dengeyi nasıl kurmuştu?Torunları omzundan inmeyen, hasta çocuklara ‘geçmiş olsun’ ziyaretine giden, yolda oynayan çocuklarla şakalaşan, kızıyla dertleşen, oğlunu öpüp koklayan, çocuklarının terbiyesinden temizliğine kadar bizzat ilgilenen bir baba Hz. Peygamber.

Hem peygamber, hem devlet lideri, hem kadı vehâkim, hem komutan hem öğretmen ama hiçbir yoğunluğu, hiçbir görevi ona babalık görevini erteletmemiştir. Torununun yüzünü de yıkamıştır, kızının derdini de dinlemiştir.

Efendimiz SAV de günlük hayatında zaman taksimini ve ailesine özel olarak zaman ayırmayı kendisine şiar edinmişti.Kendisi gününü ailesi, tebliğ vazifesi ve kulluğu olarak üçe taksim etmişti. Ailesine ayırdığı vakitte onlarla şakalaşır, muhabbet eder, dertlerini dinler, onlarla gezer ve hoşça vakit geçirirdi. Efendimiz SAV vazifelerin en üstünü ve ağırı olan tebliğ vazifesi ile vazifelendirilmişti ancak ailesine de zaman ayırır onlarla akşamları bir araya gelerek özel olarak ilgilenirdi. Efendimiz o yoğunluğu arasında ailesi ile kaliteli vakit geçirip onlarla ilgilenebiliyorsa uzun mesaileri ve ev işlerini öne sürerek çocukları ihmal etmenin hiçbir bahanesi olmamalı.

Allah’ın yardım ve inayeti tüm çalışan annelerin üzerine olsun.

Kalbi muhabbetlerimle.

Kaynaklar: Değişen Dünyada Kadın, Hafsa FİDAN; Yeni Bahar Dergisi; Kur’an’da Kadın, Mesut KAYNAK.

Not: Ala Dergi Eylül 2012 sayısında yer alan yazımdan alıntıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6 YORUMLAR

  1. Ben türkiye şartlarında tam mesai çalışan bir kadının
    evini, eşini, çocuğunu önceleyebileceğini düşünmüyorum. Mümkün
    değil. İlla ki iş ön planda oluyor ve evin, eşin, çocuğun hakkına
    giriliyor diye düşünüyorum. 7-8 saat mesaiyle bir işyerinde
    çalışmak bayan fıtratına aykırı. Annenin kariyer uğruna kreşe
    bıraktığı çocuğa parayla başka anneler bakıyor. Modern zaman
    ironisi! Keşke hz zeyneb’i örnek alabilsek hakkıyla..

    • Asenacım son noktasına kadar katılıyorum yazdıklarına lakin kadının topluma katkısı çok büyük. Aslında her şey biraz da bakış açısında gizli. Evde oturup bütün gün internet televizyon başında gün geçiren ve çocuğu bir köşede bırakan anneler de olduğu gibi güzel yetişmiş üç evladı ve güzel kariyeri olan hanımlar da mevcut. Dediğin gibi Rabb’imiz bizi kutlu annelerimizi örnek alanlardan eylesin canım. Vesselam

  2. Çalışan bir anne olarak dediğiniz konularda oldukça zorluklar yaşadım. Işık tutucu bir yazı olmuş. Zaman tanzimi konusunda eksik olduğumun farkındaydım fakat kaliteli zaman geçirme kısmı tam fa ilacım oldu. Emeğinize sağlık sevde hanım. Dergide yazılarınızı özenle takip ediyorum:)

  3. Çocuklarla birlikte kitap okunmalıdır. Çocuğun okuyacağı kitabı birlikte okumak onun hoşuna gider. Kitap okurken ses tonu kahramanlara göre ayarlanmalı ve okumaya canlılık kazandırılmalıdır. Hep anne veya baba okursa, bu çocuğu sıkar. Bazen o okumalı anne-baba dinlemelidir. Bazı aileler uyku öncesi hikâye okumayı düzenli bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu alışkanlık çoğu ailenin uygulayabileceği pratik bir metottur. Çocuk, kitap fuarları ve kitap satış merkezlerine de götürülmeli, burada kitapları inceleyebilmesi için yeterli zaman ayrılmalıdır. Tamamını olmasa bile, çocuk, ilgi duyduğu kitapları kendisi seçmeli ve kendisi almalıdır. Ancak alınan kitaplar, çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Kitap üzerinde yaş grubunun yazılması okuyucuya kitap seçiminde büyük kolaylık sağlar. Kitabın iyi bir dil, güzel resimler ve iyi bir baskıyla hazırlanmış olması gerekir. Kitap okumayı sevdirme bakımından okul da önemli bir faktördür. Bu gâye ile günlük programa okuma saatleri konulabilir. Kitap okuma yarışmaları düzenlenerek, çok okuyanlara mükâfat verilebilir. Öğretmen çocuğun okuduğu kitap hakkında onunla konuşmalı ve okuduklarını paylaşmalıdır. Kantinlerde kitap satılması da teşvik edilmelidir. Okullarda kütüphane olmalı fakat kitaplar dolaplarda kilitli olarak tutulmamalı, çocuk kitapla daima haşir neşir olabilmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here