Günler birbiri ardına kovalamaca oynaya dursun ömür sermayemiz de gün be gün eksiliyor farkında olsak da olmasak da…Beklentiler öyle bir sarıp sarmalıyor ki; hayatı sonsuz, nefesimizi sayısız zannediyoruz. Hepimiz bu zorlu yolculukta düşüyoruz bu yanılgıya değil mi? Şeytanın bir hilesi nazarıyla baksam da benim de düştüğüm bir hatadır gelecekte bir günü bekleyip içinde bulunduğum zaman dilimini sadece takvim yaprağindan bir tane daha eksiltme şeklinde anlamlandırmak. Bir fıtrat meselesi mi, yoksa zaman zaman herkesi içerisine çekmeye çalışan bir anafor mu bilemiyorum lakin “carpe diem” olgusu her ne kadar insanı gaflete sürükleyen yanlış bir anlayışı içerisinde barındırsa da bu mevzuda gayet güzel bir şablon oluyor bu derin soruya. Geçen yıl Newcastle’dan bir kardeşimin hediye ettiği ve Türkiye yolculuğumda yol arkadaşım olan Kayıp Gül isimli kitapta okumuştum anlatacağım hikayeyi. “Kitabın ana karakteri olan ve planlı, titiz, mükemmeliyetçi Diana ve yeni tanıştığı hayatı içinde bulunduğu zaman diliminde yaşamayı tercih eden  Mathias isimli ressam genç bir kafede gelecek ve geçmiş üzerine konuşuyorlar. Kurabiye siparişi vermek istediklerinde ikisi de ikişer tane çikolatalı kurabiye istemelerine rağmen garson çikolatalı kurabiyenin yalnızca iki tane kaldığını belirtip bir vanilyalı ve bir de çikolatalı kurabiye getiriyor ikisine de. Sonrası ise şöyle gelişiyor:

“Diana bir süre sessiz kaldıktan sonra ” Yani sen demek istiyorsun ki, gelecekteki bir gün, o günden bir sonraki günde geçmişte kalıyor. O bir sonraki gün de geleceğine göre, çünkü zaman ileri akıyor, demek ki ‘gelecek’ diye gördüğümüz gün, gerçekte ertelenmiş bir ‘geçmiş’ten başkası değil. Ama henüz zamanın eli değmemiş bir geçmiş.” dedi kurabiyelerin masaya gelmesini beklerken.

***

İkisi de tabaklarındaki ilk kurabiyeyi bitirmişlerdi. Diana’nın tabağında çikolatalı, Mathias’ın tabağında ise vanilyalı olan kalmıştı. Kurabiyeleri yiyiş sıralarındaki fark Diana’nın dikkatinden kaçmamıştı. O daha çok sevdiği kurabiyeyi sona saklamış, Mathias ise önce yemişti. Diana kendi tabağındaki kurabiyeyi göstererek “Bu kurabiye benim gelecekten daha fazla büyülendiğimi doğruluyor. Küçüklüğümden beri hep böyle yaparım. Sevdiğim yemekleri sona saklarım. Ama yenme sırası ona geldiğinde de doymuş olurum. Bugün de böyle oldu.” dedi. Mathias: “Yiyemeyecek kadar tok olduğuna göre çikolatalı kurabiyen el değmemiş olarak geçmişte mi kaldı yani”

***

      Her bir an bize verilmiş en büyük hediye bu hayatta. Daha sonra verilecek daha güzel bir hediyeyi bekleyerek ya da daha kötü bir hediye gelecek korkusuyla şu an elimizdeki hediyeyi heder ediyoruz bilmeden. Geçmiş geçmişte kalmıştır, gelecek ise neler getirir bilinmez. En güzeli içerisinde bulunduğumuz, yaşadığımız anı en güzel şekilde değerlendirmek, geçmişe en güzel şekliyle armağan etmekte…Her ne kadar gelecekte yaşamak, bugünü yarının hayali ile ziyan etmek Allah’ın bizlere bahşettiği sonsuzluk hissinin yanlış okunmasıyla meydana gelse de şu saniye dışındakiler için yapılabilecek bir şey yoktur. Geçmiş şu an olmadığı için gelecekte henüz gelmediği için yoktur. Ancak bu dünyada geçmiş ve gelecek, varlık çizgisinden bir ân geçmiş ve o ânın adı “şimdi” dir. Şu an ki ibadetlerimizden mükellefiz, şu an yapacaklarımız geleceğimizin mihenk taşları olabilir, şu an söyleyeceğimiz kötü bir söz, kötü bir davranış hayat boyu silinmeyecek yaralar açabilir. Şu an aslında hayatımızda en önemlisidir…

Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan kat’iyyen bil ki: Hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zamanın ve o zaman içindeki eşya-i dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zamanın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır. Hattâ bir kısım ehl-i tedkik, ‘Bir âşiredir, belki bir ân-ı seyyaledir.’ demişler.” (Sözler, 436)

     Geçmişe dönmek artık mümkün değil, geleceğin neler getireceğini bilemeyiz ve kendi isteğimizle ulaşamayız. O halde elimizde ne var? Ulaşabileceğimiz şimdiki zaman, sonsuz bir şimdiki zaman. Her şey şimdiki zamanda oluyor. Hayatı dolu dolu yaşamak istiyorsak, şimdiki zamanı çok iyi değerlendirmeliyiz. Muhtemelen bu gelecek zamanda da dolu dolu yaşayacağımızın bir işareti olacaktır. Hayallerimizi biz sürüklersek, dikkatimizi biz yönetiriz. Fakat hayallerimiz bizi sürüklerse kontrolümüzü kaybederiz. Hayatlarını hayallerine teslim edenler, gerçekleri yaşayamazlar. Hayallerimiz geleceğimizin yolunu çizdikleri ve zihni zaman boşluklarını coşkulu anlamlarla doldurdukları sürece kıymetlidirler. Değilse, tehlikeli saplantılara dönüşürler.

 

Ânı yaşamayan beden ânı öldüren bedendir. Şu ânda bir şey yapmıyorsak, bedenî varlığımızı çöplüğe atıyoruz demektir. Bugün sabah hazine sandığımıza konulan 86 bin 400 altınla uyandık. Saniyelerimiz boyunca ticaret yapacağız. Yarın sabah uyandığımızda, aynı sermayeyi bulamayabiliriz. Sermayemiz manevî ordumuzdur ve biz cephenin merkezinde bulunuyoruz. Sağ taraftaki gelecek henüz karanlıktır. Güneş, yarınlarınızı aydınlatmamıştır. Sol tarafımızdaki geçmişte ise güneşler batmış, ölü şehirler ulaşılamaz dağların ardında kalmıştır. Şimdi biz tam burada bulunuyoruz.

Şimdi biz, sonsuzluk yolcuları olarak burada birlikteyiz. Şu anda yaptığınız şey “ânı doğru yaşamak” değil midir? Niçin geçmişteki ölü acılarımızla, toprak olmuş zevklerimizle meşgul olalım? Niçin gelecekle ilgili endişelerimizle, şu ânımızı karanlığın sessizliğine terk edelim?

Acımızın iki düzeyi vardır: Şimdi ortaya koyduğumuz acı, geçmişten gelen ve hâlâ zihnimizde ve bedenimizde yaşayan acı. Acının yoğunluğu şimdiki âna karşı direnmenin derecesine bağlıdır. Zihin daima şimdiyi yadsımaya ve ondan kaçmaya çalışır. Biz şimdiyi ne kadar çok onurlandırır ve kabul edersek, acıdan, ıztıraptan o kadar çok kurtuluruz. Zihin, kontrolü elinde tutabilmek için, sürekli olarak şimdiki anı geçmiş ve gelecekle örtüp gizlemeye çalışır. “Şimdiki ân”dan kaçtığımızda, ruhlarımız yükseklerde uçarken, bedenlerimiz sokaklarda sürüklenen robotlar gibidir. Şu ândan acı verdiği için kaçarız.

Yeteri kadar sebebimiz varsa, her şeyi şimdi yapabiliriz. Neye hazırsak, o da bizim için hazırdır. Her yeni gün yeni bir fırsattır… Ve yeni bir 86 bin 400 altın… Pusulada yazılanlara dikkat!.. Bu fırsatları değerlendirmek için ne bekliyoruz? Hemen bugün, şimdi… Geri kalmak hatadır.

İnsanın kendini tamamen adadığı ân İlahî takdir harekete geçer. Gerçekleşen her şey başka türlü gerçekleşemeyecek bir şeyin olmasına yardım eder… Rüzgârın nasıl estiği fark etmez. Asıl fark, yelkenlerinizi nasıl açtığımızdır. Bugün yapacağımız seçimler yarın nerede olacağımızı belirler. Yaşadığımızı her ân hissetmek istiyorsak, şimdiye bakmalı, dokunmalı; şimdiyi koklamalı, dinlemeli ve tatmalıyız. Aklımız gelecek başka bir günü beklerken kalbimiz nasıl şu anı yaşayabilir ki?

Baharın gelmesini beklerken güzel kış manzaralarını kaçırmak gibi bir şey hayatı ötelemek….

Bir yılın değerini anlamak için: Final sınavını geçememiş bir öğrenciye sor.

Bir ayın değerini anlamak için: Erken doğum yapmış bir anneye sor.

Bir haftanın değerini anlamak için: Haftalık bir gazetenin editörüne sor.

Bir saatin değerini anlamak için: Buluşmak için birbirini bekleyen arkadaşlara sor.

Bir dakikanın değerini anlamak için: Treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sor.

Bir saniyenin değerini anlamak için: Bir kazadan sağ çıkan birine sor.

Bir milisaniyenin değerini anlamak için: Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sor.

Zaman kimse için beklemez. Sahip olduğun her anın kıymetini bil. Onu bazı özel kişilerle paylaştığında değerini daha iyi bileceksin.

Her anı dolu dolu geçirilecek bir ömür temennisiyle…

Fotograflar arama motorundan.

Not:  Ahmet ÖZDEMİR Bey’in makalesinden ve Kayıp Gül/ Serdar Özkan‘dan yararlandım.

 

 

 

11 YORUMLAR

  1. Hayatı dolu dolu yaşamak istiyorsak, şimdiki zamanı çok iyi değerlendirmeliyiz. Cok guzel bir yazi gercekten, ellerine saglik. Zaman su gibi akip geciyor, en iyi sekilde kullanmamiz lazim 😉

  2. Bende malesef çok düşerim bu yanılgıya.Hep sonra sonra diyerek bir bakıyoruz hayat bitmiş, sermayeyi tüketmişiz ama ahiret hesabımız bomboş. En güzel zaman içinde bulunduğumuz an. Çok güzel bir yazı geçekten. Günümü aydınlattınız. Sevgiler.

  3. ellerine sağlık canım güzel bir yazı olmuş. hayat telaşesi içerisinde yorgun düşmemek için de farkında olmak durup bunları düşünmek gerekiyor. buarada ben de beğendiğim kurbiyeyi sona bırakanlardanım;) Rabbim hayırlı bir kader nasip etsin inşallah..

  4. canım arkadaşım çok güzel bir yazı olmuş!her zaman sana duacıyım sen benim hayatımın dönüm noktasısın.İyi ki seninle karşılaşmışım:))Bu arada Türkiye’ye döndüğünde görüşelim çok özledim seni!

  5. Ezgiii canımmmmsınnn sen de benim hep gönlümde dualarımdasın… Canım ben Türkiyedeyimm seninle görüşmeyi çok isterimmm. Müsait olunca haber ver canım hemen ayarlayalım inşallahh. Çok özledimmm seniii. Geçen gün daha fotoğraflarına baktım da ne kadar özlediğimi düşünmüştüm. Çok öpüyorumm cnmmm.

  6. Lemancım çok teşekkür ederim canımm beğenmene sevindim. Aynen dediğin gibi maalesef düşünmeye fırsat bulamadan akıp gidiyor hayat bir rutinde.. Farkındalıklar yaratabilmek duası ile…

  7. Sevde Hanım yazılarınızı aladergisinde gördüm araştırınca siteniz olduğunu öğrendim.ne kadar güzel bir siteniz varmış.takıp edicem inşallah buından böyle. yazınızı çok beğendim. aladergisindede görmek isterim. saygılarımla Nermin.

  8. Yaşadığımızı hissetmenin yolu, şimdiyi yaşamaktır. Hayalen geçmişte ve gelecekte yaşamak, hayalî yaşamaktır. Çünkü gerçek hayat sadece şimdidir. Zihinlerini ölmüş geçmişte ve doğmamış gelecekte yaşatanlar, şimdiki zamanda yaşamaya mahkûm olan bedenlerini öldürürler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here