Maddeye, maddiyata o kadar odaklaniyoruz ki “mana”yi unutuyoruz degil mi?. Yaslanip kirismaya mahkum cildimiz icin kozmetik sektorunu zengin edecek derecede harcamalar yaparken, esas ebedi olani yani ruhumuzu bosluyoruz.. Biz maddeye odaklandikca, paraya, pula sohrete vs… kapildikca ruh gunden gune sonen parlak bir lamba gibi kaliyor geri planda.. Hayatin gayesinden uzaklastikca bizler, pas tutan ruhun da bizden umidi gittikce azaliyor… Ebediyete odaklanmis, programlanmis nefis, sonsuzu istedikce ve fani olanlar, bu dunyalik olanlar zeval buldukca daha da tatminsiz oluyoruz. Kisacasi bizler dunyaya daldikca hakikata bulmak icin cirpinan ruh bak/imsiz kaliyor..

Mevlana’nin cok guzel bir ornegi vardir. Mevlana ney sesini bir inleme sesine benzetir. Oz sazligindan kopartildigi icin ney surekli gercek vatanini ozlemekte ve inlemektedir. Insan da bu dunyada ney gibidir.. Oz vatanindan koparilmis ve ozlemi ile yanip tutusmaktadir. Ruh yani ozumuz bunun hasretiyle adeta ney gibi inlemektedir. Bir de gurbetteki bir kisiye oz vatanindan hic haber verilmedigini yok sayildigini bir dusunelim. Gurbette olan bir kisinin vatanini tahayyul bile edemedigini farzedelim.. Ne kadar aci bir durum degil mi? Ruhun durumu da aynen boyledir. Ruha bakmak, ona geldigi yere layik muamale etmekle, ozledigi topraklarina, ozune uygun olmakla yani kul olmakla mumkun..Bakimsiz kalan, aslini unutan bir ruh huzursuzluktan baska bir sey veremez.

Tipki besinsiz kalip gunden gune zayif dusen, istahsizlasan beden gibi beslenmeyen ruh da bir sure sonra neyi istedigini bile unutur hale gelir.  Mutsuzdur. Rahatsizligini lisan-i haliyle anlatir.

Ruha kulak verenlere, ihtiyacina cevap vermek isteyenlere harika bir kitap. Tasviye ederim..

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here